Gazeteciler Cemiyetinde Yanardağ İçin Dayanışma Çağrısı
Gazeteciler, Merdan Yanardağ’ın serbest bırakılması için bir araya gelerek hem hukuki sürece hem de mesleki dayanışmaya dikkat çekti.
ŞHA-
Toplantıda konuşan Zeynel Lüle, Yanardağ’ın ilk duruşmasının 11 Mayıs’ta olacağını hatırlatarak, “Umarım 11 Mayıs’ta serbest bırakılır, tahliye olur. Çünkü tamamen saçma sapan, uyduruk bir suçlama nedeniyle içeride” dedi.
Toplantıda meslektaş dayanışmasının önemine vurgu yapılırken, gazetecilerin birbirine verdiği desteğin süreceği belirtildi.
Toplantıda ayrıca Nazmi Bilgin, Tele1’in TMSF tarafından satışa çıkarılmasını sert sözlerle eleştirdi. Bu süreci “TELE1’e yönelik bir çökme operasyonu” olarak nitelendiren Bilgin, Türkiye’deki demokratik kesimlere dayanışma çağrısında bulundu.
Bilgin, bugün düzenlenen etkinlikte gazetecilerin imzalarıyla dayanışmayı somut şekilde göstereceklerini belirterek, Yanardağ’a “yanındayız” mesajı vereceklerini ifade etti. TELE1’in ve meslektaşlarının sahipsiz olmadığını vurgulayan Bilgin, bu mücadelenin basın özgürlüğü, demokrasi ve insan haklarına inanan herkesin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.
Etkinlikte ayrıca, Sevim Kahraman Yanardağ’a da teşekkür edilirken, kendisinin dayanışma ve direnişin önemli bir örneği olduğu ifade edildi.
Merdan Yanardağ’ın kaleme aldığı mektup ise eşi tarafından katılımcılara okundu:
“Teslim olmadık ve olmayacağız"
"Gazetecilik kurumu ve ahlakını savunmak... Silivri'den bütün dostlarımıza, meslektaşlarıma ve katılımcılara öncelikle bu dayanışma etkinliğini düzenleyen Gazeteciler Cemiyeti'ne çok teşekkür ediyorum. Üyeleri olmaktan onur duyduğumu özellikle belirtmek isterim. Dayanışma, zorbalığa karşı mücadelede bize güç veriyor. Cezaevindeki bir fikir suçlusu ve bir gazeteci için büyük anlam taşıyor. Var olun... Bildiğiniz gibi yalan ve iftiraya dayalı bir casusluk kumpası ile televizyon kanalına el koyarak, beni ve arkadaşlarımı susturmak istediler. Bizi, susturamadılar. Boyun eğmedik. Hani şairin dediği gibi 'Mesele esir düşmek değil, teslim olmamaktır.' Teslim olmadık ve olmayacağız.
"Amaç TELE1’e el koymaktı"
Demokratik hak ve özgürlükleri, gazetecilik temel ilkelerini ve etik değerlerini savunmaya devam edeceğim, ediyoruz da. Casusluk kumpasının temel amacı TELE1'e el koymaktı, beni ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmaktı. İkinci olarak da Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı seçimleri lekeleyerek, muhalefetin en önemli temsilcisini oyun dışında bırakmaktı. İmamoğlu için de casusluktan yedek bir tutuklama kararı çıkardılar. Vatandaşlık haklarını kullanmayı, demokratik hak ve özgürlüklere uygun davranmayı, örneğin siyaset yapmayı suç saymaya kalkışıyorlar. İnanılır gibi değil... AKP'ye karşı seçim kazanmak ya da muhalefet yapmayı suç diye kataloglamaya kalkışıyorlar. Bize açtıkları dava ve yürüttükleri soruşturmalar yoluyla bu yönde bir içtihat oluşturmaya çalışıyorlar. Bir diktatörlük hukuku kurmaya yöneliyorlar. Türkiye gerici, faşizan, bir diktatörlüğe sürükleniyor. İktidar toplumdan yeni bir rıza üretemiyor. Bu nedenle devletin baskı aygıtlarını kullanarak muhalefeti bastırmaya çalışıyorlar. Bir yol temizliği yapacaklardı"
Bu amaçla gazetecileri etkisiz hale getirmeye, bağımsız ve muhalif basını tasfiye etmeye yöneliyorlar. İşte iktidarın kurmayı hedeflediği rejimin yolunu televizyon kanalının var olduğu koşullarda döşemesi çok zordu. Bir yol temizliği yapacaklardı. Televizyona el koyarak, beni tutuklayarak aslında bütün gazetecilere göz dağı vermek istediler. Muhalif medyaya ayar çekmeyi amaçladılar. Bunu bir ölçüde de yaptıklarını ne yazık ki görüyoruz. Başaramayacaklar. Asıl hedeflerine hiçbir zaman ulaşamayacaklar. Bunu onlar da biliyor olmalı ki birkaç gün önce yapılan bir duyuru ile TELE1'in yok pahasına TMSF tarafından satışa çıkarıldığı açıklandı. TELE1, 3 aylık işletme giderinden daha düşük bir fiyata 28 milyon Türk lirasına ihaleye çıkarılıyor. Emeğimiz yağmalanmaya, yandaşlara peşkeş çekilmeye kalkılıyor. Baskıyla, tutuklamayla, kayyımla bizi teslim alamayınca şimdi de emeğimiz, kuruluşumuz yağmalanmak isteniyor.
"Bizi satın almayı denediler, yapamadılar"
TELE1, en büyük ve en çok izlenen dört haber kanalından biriydi. Büyük başarı kazanmıştı. Kaldı ki TELE1, ticari bir kuruluş değildi, kar amaçlı bir faaliyet yürütmüyordu. Medyadan imtiyaz sahipliği gazeteciler olan, gazeteciler tarafından kurulan ve yönetilen tek televizyon kanalıydı. Bizi satın almayı denediler, yapamadılar. Bir sosyal medya mesajımla bu hafta ayrıntılarını anlattım. İhaleye çıkardıkları fiyatın 10-15 katı verildiği halde satmadık. Eğer satsaydık bugün belki de Silivri'de olmayabilirdik. Kazanamayacaklar"
Ardından diğer gazeteci arkadaşlarımızın tutuklanmaları geldi. İsmail Arı ve Alican Uludağ'ın tutuklanması da TELE1 üzerinden başlatılan saldırının bir devamıdır. Ancak kazanamayacaklar. Onları yenilgiye uğratacağız. Zorbalığa, gericiliğe ve faşizme boyun eğmeyeceğiz. Bu kumpası da bozacağız. Haksız ve halktan yana gazeteciliğin bayrağını yükseltmeye devam edeceğiz. Bütün tiranlar bir gün yıkılıp gidecek"
Özgür basını, toplumun doğru bilgiye ve habere ulaşma hakkını savunmayı sürdüreceğiz. Bunun için tek bir şeye ihtiyacımız var: birlik, dayanışma ve cesaretle mücadele etmek. Bu yeniden demokrasiyi kazanmanın tek yoludur. Bütün tiranlar, Victor Orban gibi bir gün yıkılıp gidecektir. Hiçbir yalan gerçeklerden daha güçlü değildir. Biz bu nedenle güçlüyüz ve biz kazanacağız. Etkinliğe katılan bütün dostlarımızı sevgiyle kucaklıyorum.”
Etkinlikte son olarak gazeteciler, Yanardağ’ın “İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği: Devrimci Bir Çıkış İçin Sosyolojik ve Siyasal Etütler” adlı kitabını onun adına imzalayarak destek verdi.
SELDA ÇAKMAK / ANKARA